Kupa ve Sinek 1.Bölüm

 1.Bölüm 

Emin adımlarla oturduğum sandalyeye keşke oturmasaydım diye geçirdim içimden. Sezen’in lafına uyup çalıştığı bara gelmiştim. Bardaklara viski doldurduğu tezgahın önünde oturuyordum. Uyku öyle derin bastırıyordu ki. Uyukluyordum resmen.  Ne diye çağırmıştı ki beni. Evet uyumak vardı ama, işte olaylar var diyince bir çırpıda gelmiştim. Şimdi soruyorum kendime, niye gelmiştim ki buraya? Gözlerim yavaş yavaş giderken azıcık kestirecektim ama arkadaki çekilemeyen sarhoş kız çetesi yine uykumu kaçırmıştı. Arkada bir adamla kavga ediyorlardı. Hemde baya tutuşmuşlardı kavgaya. Sezen onları ayırıyordu her gün. Ne yapsın garibim işte, gardiyanlardan çekindiği için de söyleyemiyordu onlara. Kızları sürekli dışarı çıkartmakla uğraşıyordu. Gardiyanlar Sezen bir şey demedikçe harekete geçemiyorlardı. Onlarda üzülüyordu içten içe. 


Sezen tezgah bölümünden yavaş ve titrek adımlarla çıkacaktı ki tam bileğinden yakaladım. “Ben hallederim.” dedim bu sefer dayanamayarak. İçim elvermiyordu. Uykulu bir şekilde kızların yanına yürüdü. 


“Sen benim arkadaşımı üzüpte birde buraya mı, geliyorsun?” dedi içlerinden biri. 


Ettikleri kavgada bir şeye benzeseydi keşke. Kızlara doğru yürümeye devam ettim. Aslında pekte sarhoş değil gibilerdi. Biraz daha yakınlaştığımda iletişim kurdukları bir çocuktu. Kendilerinden küçük bir liseliydi. Çocuk öylece bakıyordu yüzlerine. Şaşa kalmıştı. Çocuk benden bile küçüktü. Kızlar sırf kavga çıkarmak için bulaşmışlardı tanımadıkları çocuğa. 


“Ne oluyor?” dedim yanlarına ilerlemeye devam ederek. 


“Sana ne! Ya!” dedi içlerinden biri. Normalde tatlı biri olsamda sinirlerince kötü sinirleniyordum. “Benim uykumu, insanların da keyfini kaçırmaya utanmıyorsun galiba.” deyiverdim. “Ya sen hayırdır.” dedi içlerinden biri. Yanımdaki çocuğa dönüp “Sen git kardeşim. Bakma bunlara.” dedim. “Sağol abla.” diyerek, koşarak çıkıp gitti çocuk. Arkasından bağırdı bir kaçı. “Sen ne yaptığını sanıyorsun?” diyen siyah saçlı kız, bana doğru yürümeye yeltendi üstüne bir de el kaldırmıştı ki o eli havada kaptım. “Lan?” dedi. “Lan.” dedim. “Tabii lan. Bizim burda edep göstermeyip edep bekleyenlere edepsiz derler. Biliyor musun?” diyerek yüzüne tokatı yapıştırdım. 


Kız sendelerken diğerleri de onu tutmaya yöneldi. “Bana bakın.” dedim sertçe. Kızlar kafasını kaldırıp bana baktı endişeyle, ikinci bir darbe almamak için. “Eğer burada değil, bu kapının önünden geçtiğinizi görürsem. Emin olun ki sizi yaşatmam.” dedim. Yo hiçte öyle olmazdı. Yaşatmak ne kelime kaçardım lan ben bunlardan gece görsem. İt kopuk gibi geziyorlardı. Birbirlerini iterek kakarak, tutarak düşürerek dışarı çıkarttılar. Bir şeyler geveliyorlardı ağızlarından. Hatta içlerinden biri “Seni dava edeceğim!” diye haykırmıştı. Ederse etsin çokta umrumda. Her gece çıkardıkları isyanları duyan polisler bence onları hayatta haklı bulmazdı. Bulamazdı. 

“Tamam.” dedim bağırarak. “Herkes devam etsin eğlencesine!” dedim. Bir süre insanların elleri bana alkışlandıktan sonra eğlencesine devam etti. 


Ben ise aynı yerime geri kuruldum. İşin kötüsü daha da yorulmuştum. Bu sefer kesin uyuyacağım diye düşünüp gözlerimi kapatırken, Sezen’in sesiyle geri açtım. “Okyanus? Naptın kızım sen öyle?” dedi şaşkın şaşkın. Ama uykulu gözlerimi görünce “Ayy özür dilerim. Yine böldüm uykunu.” dedi mutsuzca. Bu deyişine gülümsedim bende. Sezen ister başımdan aşağı su döksün, ister hiç susmadan konuşsun yine gülerdim yüzüne. Yine konuşurdum onla. Benim derdim büyük olsun yine oturup dinlerdim onu. Bebeklikten veya çocukluktan bu yana tanışmıyorduk belkide ama, yine de birbirimize kardeşim diyecek kadar yakındık. “Anlat.” dedim gülümseyerek “Dinlerim ben.” diye devam ettim. O da benim bu sözlerime güldü. Aramızda gülüşmeye devam ediyorduk ki “Eller yukarı!” diye bağıran sesle arkamı döndüm hızlıca.


𝗬𝗮𝗿ı𝗺 𝘀𝗮𝗮𝘁 𝘀𝗼𝗻𝗿𝗮

Karakoldaydık. Komiserin masasının önündeki sandalyelerin birinde ben, birinde Sezen oturuyordu. Bir kız “birazdan gelecek komiser” diyerek bizi odasına yönlendirmişti.

Yorgunluktan ağrıyan her yerime rağmen hala ayaktaydım. Ben umursamıyordum ama Sezen ağladı ağlayacaktı. “Hepsi benim yüzümden oldu. Ben seni hiç çağırmasam karakola gelmeyecektik bile.” dedi oflayarak. “Aman be. Bırak. Az macera yaşarız fena mı, olur?” dedim keyfini yükseltmek için. Yüzünde minik bir tebessüm oluşsada hala mutsuzdu. O sırada içeri giren komiserle bizde ayağa kalktık. “Atlas Komiserim.” dedi Sezen. Bana bakmayın ben tanımıyorum adamı. “Sezen?” dedi komiser şaşkınlıkla. “Sizi beklemiyordum?” dedi. Sezen’in yüzü düştü. Benim kardeşim hiç buralara gelmezdi ki adam şaşırmıştı tabii. Adam kısa süre Sezen’i gözleriyle taradıktan sonra bana dönerek elini uzattı. “Merhaba. Ben Atlas.” dedi saygıyla. Bende elini sıkarak “Merhaba komiserim. Bende Okyanus.” dedim. Boş boş baktım Sezen’e. Anlamış olmalıydı dediğimi bence. “Şey.” dedi Sezen. “Tabii siz tanışmıyorsunuz. Atlas Komiseri ben Can abi sayesinde tanıdım. Biliyorsun şu velayet falan.” dediğinde kafamı salladım, tekrar memnun oldum der gibi. 


Şöyle ki Can abidende ben bahsedeyim size. 

Sezen üniversite mezunu değil. Lise mezunu olduğu için de mesleği yok ve para kazanamıyor. Bu sebepten. İşe başladığı bazı kafelerle de anlaşamadı. O yüzden Can abi ona böyle bir iş verdi. Ama Can abiyle nasıl tanıştıklarını bilmiyorum sorma gereğide duymadım. 


“Bu da bir kaç sene önce tanıştığım arkadaşım.” diyerek benide Atlas Komisere tanıttı. O da “anladım” der gibi kafasını salladı. O yerine geçerken bizde sandalyelerimize oturduk. “Bir şey içer misiniz?” dediğinde.


“Yok teşekkürler.” dedi Sezen.


“Bende almayayım sağolun.” dedim. 


“Evet şimdi olaylar nasıl oldu ilk seni dinliyorum Okyanus.” dedi bana dönerek. Kendimi toparladım ve derin bir nefes alarak uykulu halimi dışa yansıtmayacak şekilde konuşmaya başladım. “Şöyle ki bu kızların bizi ilk rahatsız edişi değil, üstüne bir de suçsuz insanları rahatsız ediyorlar. Sırf öne çıkıp olay çıkarmak ve göz odağı olmak için.” Ben bunları anlatırken o da not alıyordu. “Önceden pek umursamıyorduk. Sezen onları uyarmaya çalıştığında Sezen’i azarlayıp mekandan çıkıyorlardı.” dediğimde Sezen’in üzülüp utandığını biliyordum ama bazı gerçekleri duyması gerekiyordu polislerin de. “Am bu sefer ben devralmak istedim. Onlar beni dinlemediğinde de küçük bir ders amaçlı tokat attım.” Öyle çok sert attığımı da düşünmüyordum. “Sert atmadı.” dedi Sezen. Atlas Komiser bilgisayardan görüntülere bakarken. “Yani.” dedi garip bir ifadeyle. “Bu yavaş halinde hızlı halini düşünemiyorum bile.” dedi.


“Nasıl yani.” dedim.


“Yani diyorum ki. Bu haline yavaş diyorsun sen şuan. Hızlı halini görselerdi bilemiyorum ne olurdu?” dedi. Ne demek istediğini az çok anlamıştım. Yavaş halimin bile sert olduğunu söylüyordu. Apaçık ortadaydı dediği. Ama ne yapabilirdim ki. “Neyse.” dedi komiser. “Yani pek davalık bir durum yok. Siz şikayetçi misiniz, onlardan?” dediğinde ikimizde “hayır” der gibi kafa salladık. “Gerek yok.” dedi Sezen. “Tamam.” dedi “Öyleyse başka konuşulacak bir durumda yok.” dedi Atlas Komiser. Ayaklandık ve teşekkür ederek hızlıca karakoldan çıktık. 


Taksideydik. Sezen üzgündü. “Üzülme.” dedim. “Takma kafana.” 


Kafasını salladı umutsuz vaka gibi. Taksi beni kendi evime bırakıp gitmişti. Kapının kilidini zar zor açıp merdivenlerden üst kata çıktım. Odama girerek üstümdeki kabanı sandalyeye bıraktım. Çantamı masanın üzerine koyarak boy aynamın önüne geçtim. Düz ve gece siyahı rengine bürünen saçımı açık bıraktım. Gözlerimdeki o okyanus misali deniz mavisi çoktan aynada belli etmişti kendini. Ve evet tanıtayım kendimi sizlerede.


𝐵𝑒𝑛 𝑂𝑘𝑦𝑎𝑛𝑢𝑠 𝐴𝑠𝑟𝑎𝑑𝑒𝑟𝑖𝑛𝑙𝑖𝑔̆𝑖 𝑘𝑒𝑛𝑑𝑖𝑛𝑑𝑒𝑛 𝑏𝑢̈𝑦𝑢̈𝑘𝑠𝑒𝑠𝑠𝑖𝑧𝑙𝑖𝑔̆𝑖 𝑓ı𝑟𝑡ı𝑛𝑎𝑙𝑎𝑟𝑑𝑎𝑛 𝑐̧𝑎𝑙𝑎𝑛 𝑜 𝑘ı𝑧𝐺𝑜̈𝑟𝑢̈𝑛𝑒𝑛 𝑦𝑢̈𝑧𝑢̈𝑚 𝑑𝑎𝑙𝑔𝑎 𝑘𝑎𝑑𝑎𝑟𝑠𝑎𝑘𝑖𝑛𝑖𝑐̧𝑖𝑚𝑑𝑒 𝑘𝑜𝑝𝑎𝑛𝑙𝑎𝑟 𝑖𝑠𝑒 𝑘𝑖𝑚𝑠𝑒𝑛𝑖𝑛 𝑑𝑢𝑦𝑎𝑚𝑎𝑑ı𝑔̆ı 𝑘𝑎𝑑𝑎𝑟 𝑔𝑢̈𝑟𝑢̈𝑙𝑡𝑢̈𝑙𝑢̈𝐾𝑒𝑛𝑑𝑖 𝑘ı𝑦ı𝑙𝑎𝑟ı𝑛ı 𝑑𝑒𝑓𝑎𝑙𝑎𝑟𝑐𝑎 𝑦ı𝑘𝑎𝑦ı𝑝 𝑦𝑒𝑛𝑖𝑑𝑒𝑛 𝑖𝑛𝑠̧𝑎𝑒𝑡𝑚𝑒𝑦𝑖 𝑜̈𝑔̆𝑟𝑒𝑛𝑚𝑖𝑠̧ 𝑏𝑖𝑟 𝑟𝑢ℎ𝑢𝑚 𝑏𝑒𝑛.”

Comments

Popular posts from this blog

Kraliçeler ve Gölgeler 1.bölüm